12 Haziran 2014 Perşembe

İzmir Köfte



Yurt dışına gittiğimden, epeydir şöyle mükellef bir yemek yapamadım yavrime.(yavri dediysek lafın gelişi, kendisi 23 yaşında olup onun yaşındayken benim neredeyse 3 yaşında oğlum vardı. Hiii! Yaşımız ortaya çıktı. Ama MEB'in yaş problemi gibi oldu. İnşallah sıkılıp çözmezsiniz.)
Neyse mükellef sofra deyince aklıma İzmir Köfte geldi. Ama şöyle önceden her şeyi kızartıp sonra fırına verilen cinsten. Orijinali sanırım budur.
Geyiği bırakalım. Malzemeleri sıralayalım

Köfte için:

1. 1/2 kg kıyma, deneyimlerim sonucu en iyisi BİM kıyma, deve eti mi katıyorlar da leziz oluyor bilemedim?
2. 1 yumurta
3. 1 soğan
4. 2 diş sarımsak
5. Birkaç dilim kuru ekmek içi
6. Tuz, kara biber, kırmızı biber, kimyon, pul biber
7. Birkaç dal maydanoz, çok ince kıyılmış. Ben Atina'da işportacıdan aldığım özel makasla kıydım, süper oldu. Öhüm öhüm, bu arada nereye gittiğimi de söyledim.

Ayrıca,
1. 1 kg patates, elma dilimlenmiş
2. 250 gram yeşil biber, ben çarliston kullandım, sivri de olabilir.
3. 3 domates

Sosu içinse:
2-3 su bardağı kaynar su
1-2 kaşık salça

Önce köfteyi yaptım. Rondoya doğranmış ekmekleri, soğanı ve sarımsağı ekleyip hamur haline gelene dek çalıştırdım. Sonra bu harcı yumurta, kıyma ve baharatlarla güzelce yoğurdum. Köfteler kenarda bekleyedursun, patatesleri kızarttım. Tepsiye aldım. Köfteleri kızarttım, onları da tepsiye dizdim.(Yağdan çekiniyorsanız kağıt havluya alıp iyice emdirin yağı, ya da doğrudan çiğden malzemeyi fırın tepsisine dizip öyle de pişirebilirsiniz)


Ben biberleri ikiye böldüm, patates ve köftelerin üzerine yerleştirdim. Domatesleri de öyle. Bunları kızartmıyorum. Öylece çiğden koyuyorum. Sonrasında ise üzerine  hazırladığım sosu gezdiriyorum. Suyun içinde salçayı eritirken içine kekik de attım  Kekik seviyorum, ne yapayım?
Sonra tepsiyi fırına verdim. 180 derecede tahminen 40-45 dakikada hazırdır.


Afiyet olsun.

Bambolika in the kitchen for son.





16 Mart 2014 Pazar

Ton Balıklı Ezme





Bugün sizlere kanepe ekmeklerine sürülüp yenesi, enfes bir tarifim var. Basit ama lezzetli. Çoğumuz konserve ton balığını o konservedeki ham haliyle yemek istemez sanırım. En azından ben öyleyim.
Yıllar önce üvey annemin bir tarifini vardı. Ama onu tam aklımda tutamamışım. Yakın bir tarifle sizlerin huzurundayım:

Malzemelerimiz genelde her evde bulunan türden:
1. 1 büyük kutu konserve ton balığı
2. Çok az zeytinyağı, isteyen yerine balığın içinde durduğu yağı kullanabilir
3. Yarım limon suyu.
4. Karabiber ve zevke göre başka baharatlar
5. Bir çorba kaşığı mayonez(ve isteğe bağlı  biraz hardal)
6. Birkaç diş sarımsak
7. Birkaç sap ince kıyılmış maydanoz
Kanepe ekmeğine sürüldükten sonra, çeri domatesle süslenip kürdan batırılarak servis edilebileceği gibi, doğrudan ekmek dilimine sürülüp afiyetle yenebilir.

Hazırlanışı:


Ton balığını ister rondoda, ister çatalla iyice ezip püre haline getiriyoruz ve iyice ezilmiş sarımsağı ve diğer malzemeleri ekliyoruz.

Afiyet olsun.
(Rakı sofrasına da meze olarak kullanılabilir sanırım.)

Bambolika in the Kitchen

12 Şubat 2014 Çarşamba

Portakal Kabuklu Kek







Normal Şartlar Altında(NŞA, hey gidi günler, kimyada böyle derdik değil mi?) kek pek sevmem, havuçlu-cevizli gibi tok tutanlar dışında tabii. Soyup kabuklarını attığımız portakalları yerken hep içim cızlar, o kabukların şifa deposu olduğunu bilirim. Fakat reçelini hiç denemediğimden, bir türlü elim o işe varmadı. Yıllar öncesinde portakal kabuklu kek yapmışlığım vardı. Geçenlerde güzel de bir kek kalıbı satın aldığımdan, en azından birkaç portakalın kabuğunu değerlendireyim diye kolları sıvadım. Yemeseniz bile kokusu harika oluyor. Yanında meşhur yeşil mercimek salatamı ekleyerek bir "gün"ü atlatabilirsiniz. Reklam yaptım :): Yeşil mercimek salatası bütün siyasi, sosyal ve kültürel yazılarımın önüne geçip bloğumun yıldızı olmuştur. Hak ediyor yani...

Malzemeler:
-3 yumurta
-1 su bardağı şeker
-1 su bardağı sıvı yağ
-1 su bardağı yoğurt
-2 portakalın kabuğu rendelenecek(zevke göre daha az veya çok yapabilirsiniz ama çok kabuk keki acılaştırabilir, dikkat!)
-1 paket kabartma tozu, 1 paket şekerli vanilya
-Akışkan ama çok sulu olmayan hamur elde edecek kadar un(ben kepekli unla yaptım)

Sizi bilmem ama ben keki hâlâ tel çırpıcıyla yapanlardanım. Mikseri niye aldık diye soran koca kişisine uygun yanıt bulamadım. Böylesi daha lezzetli oluyor diyerek, mutfakta geçirdiğim uzun zaman dilimlerini silah olarak kullandım. Buna deneyim diyorlarmış genel olarak. Yumurtaları kırıp üzerine şekeri ekliyoruz. Şeker eriyene kadar çırpıyoruz. Burada koca kişisinden destek alındığından, uygunsuz sorularla muhatap olunmuştur. O yüzden siz mikserle yapın en iyisi. Sonra yoğurt, yağ eklenir. Biraz daha çırpılır. Un, kabartma tozu ve vanilyayı aynı anda harca eklerim ben. Böyle daha iyi kabardığını düşünürüm. Fakat unu azar azar ekleyin, bu esnada portakal rendelerini de hamura yedirin. Önceden ısıtılmış 170-180 derecelik fırında 25 dakikada bilemedin daha az, olmadı daha çok(ben bilmiyorum ki sizin fırının kapasitesini) sürede kek hazırdır.
Keki kürdanla bir dürterseniz ve kürdan temiz olarak çıkarsa pişmiştir işte.



Afiyet şeker olsun.
Bambolika in the Kitchen again...





22 Aralık 2013 Pazar

Laz Lahanası Sarması

Aslında kara lahana olarak bildiğimiz lahanaya ismi lazım değil bir market böyle bir isim vermiş. Hoşuma gitti aldım; hem lahana hem de isim. Yarım kilo kıyma da aldım. Çünkü bu lahana sarmasını etli yapmak daha iyidir. Zeytinyağı yakışmaz gibi gelir. Hatta bizimkiler içine bir kaşık tereyağı da atarlardı yanılmıyorsam.


Malzemeler:
Bir kişilik bu tarif, sadece kendime yaptım işte:)

1. Bir kilo Laz lahanası
2. Bir buçuk su bardağı kadar kırık pirinç
3. 300-400 gram kıyma
4. İki baş soğan(ince kıyılmış)
5. Biraz sıvı yağ 
6. Kıyılmış bir tutam maydanoz ve baharatlar; nane, pul biber, karabiber, kimyon, tuz. 
7. Birkaç kaşık salça

Yaprak kısımlarını saplarından kopardığımız kara lahanaları kaynar suya atıp birkaç taşım haşlıyoruz. Çıkarıp hemen buz gibi suya atarsanız tam haşlayın, değilse az çiğken alıp kenarda suyunda bekletirim ben bazen. Birinci seçenekte koyu yeşil oluyor yapraklar. Zevk meselesi...

İçi çiğden hazırlıyorum ben. Yıkayıp ılık tuzlu suda biraz beklettiğim pirinçlerin içine malzemeyi ekliyorum ve yoğuruyorum biraz. Şu ince plastik eldivenlerden takmak çok yararlı oluyor. Yoksa ellerde iflah olmaz o soğan kokusuyla dolaşmak  var. Sonra yapraklar büyükse orta damardan ikiye bölüp yaprakları sarmaya başlıyoruz. Külah gibi de yaparlar bizim oralarda ama ben üzüm yaprağına benzer bir şekilde sararım.

Sarmaları tencereye dizmeden önce ayrıca salça ve sıvı yağdan bir harç pişirip biraz tencerenin altına biraz da üstüne dökersek daha lezzetli oluyor yemek. Sanırım bizimkilerin tereyağına alternatif bunu geliştirdim. İzmir'den bir komşum beyaz lahana sarmasını böyle pişirirdi. Ondan esinlendim sanırım. Esin perimi yani Mousa'mı anmazsan darılır sonra. Bu arada Antik kültüre aşinalığımı da iki sarma arası vereyim ki, gözlerimi iyice bozmama destek çıkmaya gönüllü Eski Yunanca bölümünde okumam bir işe yarasın.
Bir yanda kaynattığımız suyu sarmaların üzerine döküyoruz, sarmaların yüzeyini dört beş santim geçmelidir su. Çünkü pirinçler o suyu emecektir. Yemek gibi sulu seviyorsanız daha fazla su ekleyin.

Afiyet olsun.

Tencereyi ocağa vurmadan önce böyle gözüküyordu:



Çiğken Laz Lahanası Sarması


Pişmişken Laz Lahanası Sarması(Pişirmese miymişim? Çiğken görüntüsü daha güzeldi...:)



Bambolika misses the kitchen!
22.12.2013 




16 Kasım 2013 Cumartesi

Mantılı Bambolika Çorbası


Bu çorbanın aynından yapan mutlaka vardır ama ben yılların birikimi ve ağız tadımın hangi kombinasyona yatkın olduğundan hareketle, kendi ölçülerime göre bu işi yaptığımdan, benim adımla başlık açtım.

Birkaç aydır "genç" üniversiteli olduğumdan-genç kısmına gelince, ben Rektörümüz Erkan İbiş'in yalancısıyım; o, öyle yazan bir mail atmıştı kayıtlar sırasında- yemek yapmaya fazla vakit bulamaz olmuştum. Bu hafta sonu canım şöyle sıcacık bir çorba istedi ama doyurucu ve pratik de olmalıydı. O yüzden, hazır mantıyı çok aldığımız bir seferinde dondurucuya kaldırdığım kısmı aklıma geldi. Bilen bilir, mantı suyundan harika çorbalar çıkarılabilir. Dolayısıyla mantının kendisinden de. Aşure zamanı diye her yerde konserve nohut, fasulye ucuzlamışken, bari onlardan da alalım demiştik. Aşure yapacağımdan değil, fırsatçı bir tüketici olduğumdan. Neyse lafı uzatmayalım, çorbanın tarifini vereyim. Akşama yemek niyetine yapan olur belki.

Malzeme listesi:
1. Bir su bardağı mümkünse küçük bükülmüş mantı(benimkiler öyle değildi, her biri bir kaşık oldu)
2. Bir bardak haşlanmış nohut
3. Bir litre su

Terbiyesi için:
1. Bir yumurta sarısı
2. Dört kaşık yoğurt
3. Silme iki kaşık un

Sosu için:
1. Bir küçük soğan
2. Bir-iki diş sarımsak
3. Bir kaşık salça(ben acı biberli salça kullandım)
4. Nane
5. Bir kaşık tereyağı
Servis ederken üzerine limon ve maydanoz (isteğe bağlı)

Önce bir litre suyu tencereye alıp kaynatıyoruz. Sonra içine mantıları atıp pişiriyoruz. Nohutları da ekleyip bir taşım daha kaynattıktan sonra, diğer yanda malzemelerini iyice çırpıp krema haline getirdiğimiz terbiyeye biraz su ekliyoruz. Üstüne kaynayan suyumuzdan yarım kepçe ilave edip iyice karıştırıp bunu tencereye döküyoruz. Bu aşamanın esprisi çorbanın hep hareket halinde olmasıdır yani kolumuza kuvvet kaynayana kadar karıştıracağız. Çorbanın kıvamı bu aşamada kendini belli eder. Çok koyu olduysa kaynar su ekleyebilirsiniz.

Sosu başka bir gözde pişirip bu son aşamada çorbaya dahil ediyorum. Ama dilerseniz bunu örneğin çorbayı bugün yaptınız ama yarın yiyecekseniz, son anda yapıp üzerine dökebilirsiniz. Taze kavrulmuş soğan-sarımsak kokusu sevenler için böylesi daha makbul oluyor. Belki içinde mantı olduğundan, mantı yemeğiyle benzerlik oluyordur. Bilmem?

Benimki görüntü olarak şöyle bir şey oldu. Bir kasesi öğlen yemeğini atlatmaya rahat rahat yetiyor. Pişirdiyseniz afiyet olsun! Amanin kaçtım ben, Pazartesi Homeros Destanları sınavım var.




Bambolika in another Kitchen
16.11.2013


28 Eylül 2013 Cumartesi

BOĞALAR DİLE GELSE

Boğa güreşlerindeki boğalar dile gelse acaba şöyle mi derlerdi?: "Hey dostum, o çaputla beni aldatma, sırtıma o mızrakları saplama, beni kırk kişi hırpalayıp sonra kılıçla işimi bitirmeyin, sıkıysa teker teker gelin, mertçe, benim gibi çıplak bedenle dövüşün!" Boğalar, insan fitneliğine akıl sır erdirebilseler zaten bu güreşler hiç olmazdı ya, neyse.
Benim derdim başka... Ben Avrupa Birliğinin bünyesinde, bunca insani ve hayvancıl yasa varken, bu güreşlere hâlâ nasıl izin veriliyor onun sorgulamasındayım? Elbette her şeyi kurumlardan bekleyemeyiz, insanların bu tarz ilkel eğlence anlayışlarına prim tanımaması da önemli.


BOĞA GÜREŞLERİ ve AB
Sosyal medya ile haşır neşir olan çoğumuz bu fotoğrafı görmüştür. Benim içinse son yıllarda gördüğüm en etkili resimdir. Resmin sözde öyküsünü okuyunca daha bir duygulandım. Matador bu boğa güreşi sırasında, boğanın gözlerindeki masumiyeti görüp yaptığı şeyden utanç duymuş. Bu işi yapmayı bırakmış ve boğa güreşlerine karşı bir aktivist olmuş. Adı: Alvaro Munera. Ne yazık ki başka kaynaklarda bunu yalanlayan haberler buldum.
Araştırdığımda boğa güreşi geleneğinin 1749'da İspanya'da bir boğa güreşi arenası inşa edilmesiyle başladığını öğreniyorum. Yıllarla seyircili ve kesin kuralları olan bir eğlence(!) olmuş. Elbette yanı sıra işverenleri, eğitimhaneleri, çalışanları ile bir sektör haline gelmiş. Başta İspanya olsa da Portekiz, Güney Fransa ve Latin Amerika'da boğa güreşleri halen düzenlenmektedir.
Güney Amerika'yı bilmiyorum ama günümüzde birçok insan bu güreşleri çok hunharca buluyorken, AB sınırları içinde hâlâ nasıl bu zalimliğe izin veriliyor sorusu takılıyor beynime? Bu sorumun iki yönlü bir yanıtı var. Güreşlerin gelenekselleşmiş bir ritüel olması ve turizme hatırı sayılır bir katkı yapmasından, dolaylı da olsa AB'nin destek verdiğini duyunca küçük bir şaşkınlık geçiriyorum. Kendime gelince araştırmaya devam ediyorum. Oysa incelediğimde AB'nin, Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesini de onayladığını gördüm. Buna göre:

"AVRUPA’DA HAYVAN HAKLARI, HAYVANLARIN KORUNMASI VE HAYVAN REFAHI İLE İLGİLİ YASAL ZEMİN
Hayvan hakları konusunda uluslararası düzeydeki en önemli metin, Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’dir. Beyanname 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Merkezinde törenle ilan edilmiştir.
Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunun ve insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin, bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağının altını çizmektedir. Bu bağlamda, hayvanlara kötü muamele edilemeyeceği veya zalimane davranışlarda bulunulamayacağı, eğer bir hayvanın öldürülmesi gerekiyorsa, bunun bir anda, acısız ve korku yaratmaksızın yapılması gerektiği, bir insanın desteğine ihtiyaç duyan her hayvanın uygun beslenme ve bakımı görme hakkına sahip olduğu, hayvanlar üzerine yapılan fiziksel ya da psikolojik acı çekmeye sebep olan deneylerin hayvanların haklarının ihlali olduğu, vahşi hayvanların da yaşama hakkına ve kendi doğal çevrelerinde özgürce üreme hakkına sahip olduğu, ölü bir hayvana bile saygıyla davranılması gerektiği, hayvanların kendilerine özgü yasal statüleri ve haklarının hukuk tarafından tanınmak zorunda olduğu, hayvanların güvenliğinin koruma altına alınmasının devlet örgütleri düzeyinde temsil edilmesi gerektiği vb. gibi hayvan haklarına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymaktadır.
Beyanname bu alandaki önemli adımlardan birisi olsa da, ilanından önce Avrupa’da hayvanların korunmasına ilişkin bazı ortak çabalar ortaya konmuştur. Uygulama alanı itibariyle daha geniş kapsamlı bir politika oluşturmak adına, bir bölümü Beyannamenin ilanından önce olmak üzere, Avrupa Konseyi tarafından çeşitli sözleşmeler imzaya açılmıştır..."  bilgisine ulaşıyorum. Peki boğalar bu "hayvan" kategorisine girmiyor mu acaba?

Zaten güreş denilen şey, iki birbirine yakın güç arasında olmaz mı? İnsan insana güreşilirken bile kiloların denk olması gerekirken, neyin içinde olduğunun farkında bile olmayan bir boğa ile güreşmek(!), insani bir davranış olarak algılanabilir mi? Hele de hayvanı aldatmalar, sırtına diri diri şiş saplamalar, bence hayvansever bile olmak gerekmiyor bu mezalimi görmek için.

Dileyenler youtube gibi kaynaklardan boğa güreşlerini izleyebilir. Elbette yürekleri buna dayanabilirse...

Bambolika
28.09.2013


21 Eylül 2013 Cumartesi

Bensiz Sen





Günlerce gecelerce yazsam, bu kadar güzel diyemezdim bunu.
Zaten Üstat demiş, bana sizlerle paylaşması kaldı.

Hanife
21.09.2013